Ceza İnfazında "Yeni Nesil" Hak Arama: Denetimli Serbestlik ve İyi Hal Değerlendirmesi:
Ceza İnfazında "Yeni Nesil" Hak Arama: Denetimli Serbestlik ve İyi Hal Değerlendirmesi:
Son dönemde infaz hukukunda yaşanan
en büyük kırılma, cezanın sadece "yatılması gereken bir süre"
olmaktan çıkıp, "aktif bir iyi hal ispatı" sürecine
dönüşmesidir. Artık infaz, sadece dört duvar arasında gün saymak değil; idare
ve gözlem kurullarının öznel yargılarını hukuki denetimle aşma mücadelesidir.
I-İyi
Hal Puanlaması "Otomatik Tahliye" Dönemi Kapandı
7242 sayılı Kanun
ile gelen yeni sistemde, hükümlülerin 6 ayda bir tabi tutulduğu puanlama
sistemi, tahliye tarihini doğrudan etkiliyor. Buradaki çarpıcı nokta şu ki;
Birçok müvekkil, disiplin cezası olmasa bile "sosyal etkinliklere
katılmama" veya "kurum içi tutum" gibi soyut gerekçelerle düşük
puan alarak denetimli serbestlik hakkını kaybediyor. Savunma Stratejisi olarak
bu konuda Anayasa ve Yargıtay içtihatları devreye giriyor. Yargıtay ve Anayasa
Mahkemesi’nin son kararları, bu değerlendirmelerin somut verilerle
desteklenmesi gerektiğini vurguluyor. Sadece "iyi halli olmadığı kanaatine
varılmıştır" şeklindeki matbu gerekçeler, hukuka aykırıdır.
II-Tekerrür
ve İnfaz Rejimi: İkinci Kez Mükerrerlik Tuzağı:
Uygulamada en çok
hata yapılan konulardan biri, ikinci kez mükerrer olan hükümlülerin şartla
tahliye hakkının tamamen kapalı sanılmasıdır. İnfaz Kanunu m. 108 uyarınca,
ikinci kez tekerrür hükümlerinin uygulanması durumunda şartla tahliye imkanı
yoktur; ancak bu durumun infazın her aşamasında (örneğin yeni bir içtima
kararında) tekrar değerlendirilmesi gerekir. Hatalı bir içtima, müvekkilin
fazladan yıllarca içerde kalmasına neden olabilir.
III-
Hastalık ve İnfaz Erteleme: "Toplum Güvenliği" Bariyeri:
Özellikle ağır hasta hükümlüler için alınan
sağlık kurulu raporları, genellikle "toplum güvenliği bakımından tehlike
oluşturmama" şartına takılmaktadır. Son içtihatlar, ağır hastalığın tek
başına tahliye nedeni olması gerektiğini, "tehlikelilik" kriterinin
tıbbi durumun önüne geçmemesi gerektiğini tartışmaya açmıştır. Müvekkilin yaşam
hakkı, her türlü idari kaygının üzerindedir.
İnfaz
hukuku artık bir "puan toplama ve idari karar iptali" hukukuna
dönüşmüştür. Müvekkilin içerdeki her davranışı bir veri, idarenin her kararı
ise bir dava konusudur. İnfaz
hukukunda uzmanlık, sadece kanun maddesini bilmek değil, yüksek yargının en
taze içtihatlarıyla idarenin elinden o "dosyayı geri alabilmektir."
2024 sonu ve 2025 başı itibarıyla netleşen yüksek yargı refleksine göre:
*İnfazın Yanması Artık
"Mekanik" Değildir: Denetimli serbestlik aşamasında işlenen yeni
bir suç nedeniyle infazın doğrudan yakılması (aynen infazı), Anayasa
Mahkemesi'nin "hak ihlali" ve "orantılılık" vurgularıyla
sarsılmıştır.
*Hakim Takdiri Zorunluluğu:
Artık sadece yeni bir suç işlendi diye infaz hakimliklerinin "otomatikmen"
dosyayı kapatması hukuka aykırıdır. Mahkemenin, yeni işlenen suçun niteliğini,
ağırlığını ve hükümlünün topluma kazandırılma sürecindeki genel başarısını bireyselleştirerek
değerlendirmesi şarttır.
Sonuç
Olarak: Müvekkillerimiz bilmelidir ki; cezaevi idaresinin veya infaz
hakimliğinin "kanun böyle diyor, yapacak bir şey yok" dediği noktada,
biz Anayasa Mahkemesi’nin güncel iptal gerekçelerini ve Yargıtay’ın
hakkaniyet denetimini masaya koyuyoruz. İnfaz, pasif bir bekleyiş değil,
son dakikaya kadar süren teknik bir savunma sürecidir.
NOT: Yukarıdaki hukuki analizler;
AYM’nin 2023/215 K. sayılı iptal gerekçeleri ve Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin
yerleşik güncel içtihatları ışığında hazırlanmıştır. Aşağıdaki ayrıca yazıda
atıfta bulunulan içtihatların künyeleri paylaşılmış bu kararlardan
faydalanılmıştır.
**Anayasa Mahkemesi, 20.12.2023
T., 2021/123 E., 2023/215 K
**Yargıtay 1. Ceza Dairesi,
20.09.2023 T., 2023/4512 E., 2023/5201 K.
**Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu,
23.05.2024 T., 2023/165 E., 2024/108 K
Yorumlar
Yorum Gönder