İş Kazalarında İşverenin Cezai Sorumluluğu: "Mutlak Kusur" Ezberini Bozan Stratejik Savunma
İş
Kazalarında İşverenin Cezai Sorumluluğu: "Mutlak Kusur" Ezberini
Bozan Stratejik Savunma
Gelenekselleşmiş ve hatalı bir kabul vardır: "İş
kazası olduysa, işveren mutlaka sorumludur." Oysa modern ceza hukuku, "Netice
Sebebiyle Ağırlaşmış Suçlar" ve "Kusursuz Ceza Olmaz"
ilkesi üzerine kuruludur. İşverenin cezai sorumluluğunu (Taksirle
Öldürme/Yaralama) ortadan kaldıran dinamikler, dosya arasındaki tozlu bilirkişi
raporlarında değil, Yargıtay’ın son yıllarda tahkim ettiği
"Kaçınılmazlık" ve "Uygun İlliyet Bağı" kriterlerinde
gizlidir.
A-İlliyet
Bağının Kesilmesi : “İşçinin Ağır Kusuru”
İşveren her türlü önlemi almış,
eğitimi vermiş ve denetimi yapmışsa; ancak işçi, rasyonel bir insanın
yapmayacağı bir yöntemle kazaya sebebiyet vermişse illiyet bağı kesilir. Yargıtay 12. Ceza
Dairesi, E. 2021/4125, K. 2023/1102: "İş sağlığı ve güvenliği eğitimi
verilmiş, gerekli koruyucu ekipman sağlanmış olmasına rağmen; işçinin,
makinenin koruyucu kapağını devre dışı bırakarak elini bölmeye sokması
eyleminde, işverene yüklenebilecek bir kusur bulunmadığı..."yönündeki
karar işverenin
tüm önlemleri almasına rağmen işçinin rasyonel olmayan bir müdahalesi sonucu
illiyet bağının kesildiğini vurgular.
Yine
işçinin “beklenmedik ve öngörülemez” hareketi üzerine illiyet bağının kesilmesi
ile ilgili olmak üzere Yargıtay, 12. Ceza Dairesi, 15.06.2021 Gün, 2019/11432 E,
2021/4845 K saylı ilamında özetle ;
Sanık işverenin iş yerinde gerekli İSG eğitimlerini verdiği, koruyucu
ekipmanları sağladığı ve makine koruyucularının takılı olduğu sabittir.
Kazanın, maktulün makine çalışır vaziyetteyken temizlik yapmak amacıyla
koruyucu kapağı açıp elini içeri sokması sonucu meydana geldiği
anlaşıldığından; işçinin bu
öngörülemez ve talimatlara aykırı davranışı neticesinde işverene yüklenebilecek
bir kusur bulunmadığına ve beraatine karar verilmiştir.
B-Teknik
Kaçınılmazlık (Casus Fortuitus)
Bilim
ve teknolojinin ulaştığı son noktada dahi önlenemeyen, öngörülmesi mümkün
olmayan olaylar cezai sorumluluğu kaldırır. Bu, sadece bir "doğal
afet" savunması değildir; teknik bir imkansızlık halidir.
Teknolojinin ve bilimin o anki şartlarında önlenemeyen
durumlar için işverene kusur izafe edilemeyeceğini açıktır. Yargıtay 12.Ceza
Dairesinin 2018/6522, K. 2020/3144. Sayılı kararı da özetle; Bilirkişi
raporlarında işverene %10 dahi olsa "genel bir denetim eksikliği"
atfedilse bile; kazanın oluş şekli itibarıyla teknik olarak engellenmesinin mümkün olmadığı
(kaçınılmazlık) anlaşıldığında, sanığın cezalandırılması için gereken
"objektif özen yükümlülüğüne aykırılık" şartının oluşmadığına delalet
eder.
C-"Denetim
Görevinin Devri" ve İdari Hiyerarşi Savunması
İşveren
(özellikle tüzel kişi temsilcileri), iş güvenliği uzmanı görevlendirmiş ve
gerekli bütçeyi ayırmışsa, her an her işçinin başında bekleme yükümlülüğü
yoktur.
*Kritik Kriter:
İşveren, yetkili ve ehil bir "İş Sağlığı ve Güvenliği Profesyoneli"
atamış mı?
*Sonuç: Eğer kaza,
sahadaki anlık bir ihmalden kaynaklanıyorsa ve işveren gerekli organizasyonu
kurmuşsa, sorumluluk "Kusurların Şahsiliği" ilkesi gereği saha
sorumlusuna aittir.
Büyük
işletmelerde işverenin her detayı denetleyemeyeceği, sorumluluğun
profesyonellere devredildiği durumlarda işverenin (Yönetim Kurulu Üyesi/Müdür)
sorumluluğunun kalkacağını belirten kararlara da denk gelmekteyiz. Buna yönelik
Yargıtay 12. Ceza Dairesinin, 20.09.2022 Gün, 2020/2341 E, 2022/5610 K sayılı
ilamında; Şirket tüzel kişiliğinin yönetiminde olan sanığın; iş sağlığı ve
güvenliği uzmanı atadığı, saha amirlerini belirlediği ve gerekli bütçeyi
ayırdığı durumlarda, kazanın
meydana geldiği andaki operasyonel ihmalden (örneğin iskelenin yanlış
kurulması) bizzat sorumlu tutulamayacağı, ceza sorumluluğunun fiilen hatayı
yapan saha sorumlusuna ait olduğu vurgulanmıştır.
D-"Uygun
İlliyet Bağı" ve Öngörülebilirlik
Ceza hukukunda bir neticeden
sorumlu tutulmak için, o neticenin "öngörülebilir" olması gerekir.
İşçinin, görev tanımı dışına çıkarak, kendi inisiyatifiyle girdiği riskli bir
alan (örneğin; moladayken girilmemesi gereken bir trafo dairesine girmesi),
işverenin öngörülebilirlik sınırının dışındadır.
Savunma
Stratejisi Bakımından şu üç soru bir avukat olarak sorulmalıdır:
- Organizasyonel
Kusur Var mı?
(Eğitim, teçhizat, atama tamam mı?)
- Müdahale
İmkanı Var mıydı? (İşveren o an orada olsa bile kazayı
engelleyebilir miydi?)
- İşçinin
"Özensizliği" mi, "Kusuru" mu? (Basit bir dikkatsizlik mi,
yoksa tüm güvenlik prosedürlerini baypas eden bir irade mi?)
Özellikle eğitimin verilmiş
olmasının tahliye edici gücü de gözden ırak tutulmamalıdır. Yargıtay,
özellikle sadece "kağıt üzerinde" değil, fiili eğitimin ispatlanması
durumunda işverenin taksirli sorumluluğunun ortadan kalkacağına dair kritik bir
karara imza atmıştır. Yargıtay 12. Ceza
Dairesinin 08.03.2023 Gün, 2021/1844 E,2023/912 K sayılı ilamında İş kazasının meydana geldiği alanda
çalışılmaması gerektiğine dair uyarı levhalarının bulunduğu ve işçiye bu konuda
imza karşılığı eğitim verildiği tespit edilmiştir. İşçinin, yasaklanan bölgeye
kendi inisiyatifiyle girmesi sonucunda oluşan neticede, işverenin "neticenin
öngörülebilirliği" sınırları içerisinde kalmadığı gerekçesiyle
kusursuzluğuna hükmedilmiştir.
Sonuç olarak;İş kazası dosyalarında "Kusur Raporu" bir
kader değildir. Bilirkişilerin çoğu kez hukukçu edasıyla verdiği "İşveren
%80 kusurludur" beyanları, ceza hakimini bağlamaz. Bizim görevimiz,
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun güncel kararları ışığında, "Kusurun Şahsiliği"
ve "İlliyet Bağının
Kesilmesi" teorilerini somut olaya nakşetmektir. Yargıtay 12.
Ceza Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere; ceza sorumluluğu, hukuk yargılamasındaki
'sosyal risk' veya 'tehlike sorumluluğu' ilkeleriyle karıştırılmamalıdır.
Failin (işverenin) neticeyi önleme imkânının bulunmadığı ve illiyet bağının
işçinin ağır kusuruyla kesildiği durumlarda beraat kararı verilmesi hukuki bir
zorunluluktur.
Yorumlar
Yorum Gönder