Dijital Labirentte Adalet: Bankacılık Suçlarında "Algoritma Yanılgısı" ve Kusursuz Savunma Stratejileri:
Bankacılık ve finans
suçları, Türk Ceza Kanunu ve Bankacılık Kanunu (Madde 160) ekseninde genellikle
"zimmet" veya "sistemi engelleme/bozma" üzerinden
değerlendirilir. Ancak günümüz yargılamalarında, yerleşik içtihatların bile
henüz tam evirilmediği, savunmanın kaderini değiştirecek üç kritik gri alan
bulunmaktadır. Bunları kısaca açıklamamız gerekirse;
I-"Sistem
Kayıtlarının Mutlakiyeti" Yanılgısı:
Çoğu
iddianame, banka log kayıtlarını (LOG files) değişmez hakikat kabul eder. Oysa
BAM ve Yargıtay’ın son dönem eğilimleri, "kayıtların manipüle edilebilirliği" ve "sistem hatası olasılığı"
üzerinde durmaktadır.
Burada
naçizane savunma stratejisi, müvekkilin
işlemi yaptığı iddia edilen saatteki "eş zamanlı sistem yükü" ve
"backend gecikmeleri" (latency) sorgulanmalıdır.Konunun hassaslığı
karşısında şu kritik argüman da göz ardı edilmemelidir. "Log kaydı bir
eylemin kanıtı olabilir ama o eylemin arkasındaki iradenin veya sistemsel bir
hatadan kaynaklanmadığının garantisi değildir."
II-
"Zimmet" mi, "Operasyonel Hata" mı? (BAM Kararları
Işığında)
Bölge
Adliye Mahkemeleri'nin (BAM) bazı güncel kararlarında, banka personelinin
yaptığı hatalı işlemlerin "zimmet" kastı taşımadığı, bankanın denetim
mekanizmalarındaki (iç kontrol) zafiyetin sanık aleyhine yorumlanamayacağı
vurgulanmaktadır.
Bu konuda ileri sürülmesi gereken nokta bankanın
"7248 sayılı Kişisel Verilerin Korunması" veya "BDDK Bilgi Sistemleri
Yönetmeliği"ne aykırı alt yapı eksiklikleri, suçun oluşumunda "mütesebbib" (sebep
olan) faktör olarak sunulmalıdır. Eğer banka kapıyı açık bıraktıysa, içeri
gireni doğrudan ağırlaştırılmış zimmetle suçlamak "kusursuz
sorumluluk" ilkesine aykırıdır.
III-Uzaktan
Bankacılık ve "Kimlik Hırsızlığı" Paradoksu
Mobil
bankacılık üzerinden işlenen dolandırıcılık veya sisteme müdahale suçlarında,
Yargıtay artık sadece IP adresini yeterli görmemektedir.Savunmanın hassas
noktası elbette yine Yargıtay Vurgusu olacaktır. IP adresinin
"çakıştığı" veya "maskelendiği" durumlarda, sanığın
cihazına yönelik bir "Remote
Access Trojan" (Uzaktan Erişim Virüsü) incelemesi yapılmadan kurulan
hükümler bozulmaktadır.Bu noktada müvekkile verilecek mesaj: "Sizin
telefonunuzdan yapılmış görünmesi, sizin yaptığınız anlamına gelmez; biz
sistemin o anki güvenliğini yargılayacağız." Olabilir.
Bu
kısa yazımızdan çıkarılacak sonuç , savunmanın dijital mimariyle dansı şeklinde
nitelendirilebilir. Dans konusunda doğuştan yetenekli olmak elbette bir
beceridir, ancak çok çok çalışmak her uğraşta olduğu gibi bu işte de emek
harcayanı, çok çalışanı ön plana çıkaracaktır. Bankacılık
suçlarında iyi bir ceza avukatı, sadece hukukçu değil, aynı zamanda bir sistem
analisti gibi düşünmelidir. Savunmamızı, "illiyet bağının teknik kopuşu" üzerine kuruyoruz.
Adalet, sadece dosyaya bakmak değil, dosyanın satır aralarındaki kod hatalarını
görebilmektir. Bir de bildiklerini kendine saklamayan avukat sanki daha iyi avukattır.
Bu yazının en can alıcı
noktası elbette biz hukukçuların en
sevdiği şey olan uygulamanın bu konulara bakış açısını yansıtacak kararların ne
olduğu noktası yani son bölümü olacaktır. Öyleyse şimdi bildiklerimizi, gördüklerimizi, tecrübelerimizi Yargıtay ve BAM kararları ışığı altında
elimizden geldiğince aktaralım. Bunu da en iyi bildiğimiz şey ile, doğruya
ulaşabilmek adına doğru sorular sormalıyız disturu ile yapalım.
Soralım: Yargıtay “Log Kayıtlarının ve IP Adresinin Tek Başına Delil Sayılamayacağı
Üzerine” ne demiş;
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2021/14235, K. 2023/4120
bu konuda özetle; Sadece IP adresinin sanığa ait olmasının mahkumiyet
için yeterli olmadığı; cihazın ele geçirilip geçirilmediği veya başkaları
tarafından uzaktan erişimle (trojan vb.) kullanılıp kullanılmadığının teknik
bilirkişi marifetiyle saptanması gerektiğini dosyada bu eksikliklerin bulunması
halinde yerel mahkeme kararın bozulacağını dile getirmiş.
Peki, “Banka İç Denetim
Mekanizmalarının Kusuru ve "Zimmet" Kastının Değerlendirilmesi” konusunda bir şey söylemiş mi? Elbette. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, E. 2022/894, K.
2023/1566 yine hassas içerikli bu konuda
kısaca “ Banka personelinin
gerçekleştirdiği işlemlerin, bankanın kendi iç kontrol ve limit aşım sistemleri
tarafından engellenmemesinin "denetim görevinin ihmali" kapsamında
değerlendirilmesi ve suç vasfının tayininde bu ihmalin sanık lehine
yorumlanması gerekliliği” noktasına temas etmiş.
Birde BAM ‘ın Uzaktan Bankacılıkta "İlliyet Bağının
Kesilmesi" ve Şüphe Karinesi konusundaki tutumunu belirttik mi sanki daha mutlu olacağız ya olalım o vakit deyip bu
konuda ;İstanbul
Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 23. Ceza Dairesi, E. 2023/112, K. 2023/1455 sayılı
ilamı ile BAM; “Bankacılık
bilişim sistemlerindeki güvenlik açıklarının ve işlem anındaki sistem
anomalilerinin, sanığın kastını ortadan kaldırabileceği; "şüpheden sanık
yararlanır" ilkesinin dijital delillerde de katı şekilde uygulanması gerektiğini
düşünmektedir.
Son olarak yine Yargıtay’ın Mobil
Onay Kodlarının Manipülasyonu ve Üçüncü Kişi Müdahalesi ile ilgili görüşünü
açıklayacak olursak bu konuda da Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2020/5632, K.
2022/9814 sayılı ilamında “ SIM
kart kopyalama veya zararlı yazılımlarla gelen onay kodlarının yönlendirilmesi
durumunda, mudinin veya banka görevlisinin doğrudan sorumlu tutulamayacağı,
teknik altyapı eksikliğinin cezai sorumluluğu etkileyeceğini belirtmektedir.
Başlık her ne kadar “kusursuz
savunma stratejileri” olarak makalenin çatısında hoş görünen bir tamlama olarak
yer alsa da günümüz de teknolojinin bu denli hızlı gelişmesi karşısında zamanla
kelime anlamını yitireceğini ancak biz hukukçuların da zamana ayak uydurarak
çağın ve teknolojinin gerisinde kalmadan işimizi gereği ile yapmamız
gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor bu yazının faydalı olmasını temenni
ediyorum.
Yorumlar
Yorum Gönder