Yargı Pratiğinde Eczacı ve Hekim Sorumluluğu: Sahte Reçete ve Nitelikli Dolandırıcılık Denklemi…

 

Yargı Pratiğinde Eczacı ve Hekim Sorumluluğu: Sahte Reçete ve Nitelikli Dolandırıcılık Denklemi…

Şekli Usulsüzlük mü, Maddi Gerçeklik mi?

            Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) aleyhine işlenen ve kamuoyunda "sahte reçete" olarak bilinen uyuşmazlıklar, TCK m. 158/1-e (Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık) ve TCK m. 204 (Resmi belgede sahtecilik) kıskacında değerlendirilmektedir. Ancak güncel BAM ve Yargıtay içtihatları, her usulsüzlüğün otomatik olarak "suç" teşkil etmeyeceği, "aldatıcılık kabiliyeti" (iğfal kabiliyeti) ve "kastın yoğunluğu" üzerinde durmaktadır.

            A-Nitelikli Dolandırıcılıkta "Hile" Unsuru ve İğfal Kabiliyeti

            Yargıtay 15. Ceza Dairesi’nin (ve devralan dairelerin) yerleşik görüşüne göre, hilenin "basit bir yalanı aşması" gerekir. Sahte reçete dosyalarında;

            Burada üzerinde durulması gereken ince nokta, şayet reçetedeki sahtecilik, kurumun denetim mekanizması tarafından ilk bakışta (basit bir inceleme ile) anlaşılabilecek düzeydeyse, "hukuki anlamda hile" oluşmadığı için dolandırıcılık suçu oluşmayabilir.

            BAM Ceza Daireleri, Medula sistemine girilen verilerin gerçeğe aykırı olmasını tek başına yeterli görmemekte; "fiili bir denetim imkansızlığı" veya "yoğun hileli davranış" aramaktadır.

            B-Zincirleme Suç (TCK m. 43) ve Hukuki Kesinti

            Bu tür dosyalarda savunmayı veya iddiayı güçlendiren en kritik argüman zincirleme suç hükümleridir. Konu hakkında stratejik yaklaşım , onlarca reçetenin aynı anda işleme konulması durumunda, her reçete ayrı bir suç mu, yoksa "bir suç işleme kararının icrası" kapsamında tek bir suç mu? Olsa da Yargıtay ; Arada hukuki kesinti (iddianame veya yakalanma gibi) yoksa, eylemlerin toplamı üzerinden tek bir ceza verilip artırıma gidilmesi usul ekonomisi ve sanık lehine yorum ilkesi gereğidir.

            C-Kamu Zararının Giderilmesi: Etkin Pişmanlık (TCK m. 168)

            Yazımızın can alıcı noktası tam da bu kısımdır. SGK zararı genellikle rücu davası ile tahsil edilir. Ancak ceza yargılamasında; Zararın henüz iddianame kabul edilmeden önce tamamen ödenmesi, cezada 2/3 oranına kadar indirim sağlar. Sahte reçete bedelinin eczacı tarafından "sehven" sisteme girildiği savunması, ancak zararın hemen giderilmesi ve "kastın yokluğu" argümanıyla birleştiğinde beraat kapısını aralar.

Yukarıda dile getirdiğimiz savunma argümanlarımıza ışık tutan BAM ve Yargıtay kararlarından bahsedecek olursak ;

Yargıtay’ın 11.Ceza Dairesinin , 22.06.2022 Gün, 2021/41347 E, 2022/11545 K S sayılı ilamı özetle:"Resmi belgede sahtecilik suçunda iğfal kabiliyetinin mahkeme heyeti tarafından bizzat gözlemlenmesi gerektiği, reçete üzerindeki imzaların çıplak gözle sahteliğinin anlaşılıp anlaşılamayacağının tespiti yapılmadan hüküm kurulamayacağı..."

     Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 23.03.2021 Gün, 2018/1594 E, 2021/2809 K sayılı ilamı özetle “Kamu kurumunu zarara uğratma (TCK 158/1-e) suçunda, her bir reçetenin ayrı suç değil, aynı suç işleme kararı kapsamında "zincirleme suç" (TCK 43) olarak değerlendirilmesi gerektiği.”

    Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesinin, 12.10.2022 Gün,  2022/245 E, 2022/1908 K sayılı ilamı ile de “Eczane çalışanının yaptığı sahtecilikten eczacının doğrudan sorumlu tutulamayacağı; "kastın varlığı" için eczacının bu işten maddi bir menfaat sağladığının somut delillerle ispatlanması gerektiği”

    İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesinin15.06.2021 Gün, 2020/1182 E, 2021/1544 K sayılı ilamı ile SGK'nın "zarar" miktarının belirlenmesinde, sadece reçete bedelinin değil, ilaçların gerçekten hastaya ulaşıp ulaşmadığının (hastaların tanık olarak dinlenmesi) zorunluluğu şeklinde sıralayabiliriz.

            Yargıtay kararında da isabetle belirtildiği gibi: Medula sistemine veri girişi yapılmış olması, belgenin aldatıcılık kabiliyetinin incelenmesine engel teşkil etmez. Sahtecilik, kurumun teknik personeli tarafından ancak detaylı bir inceleme ile ortaya çıkarılabiliyorsa suç oluşur; aksi halde 'hukuki iğfal' yokluğundan beraat kararı verilmelidir."

Sonuç olarak bu dosyalarda üzerinde durmamız gereken nokta  savunma açısından "kastın manevi unsuruna" ve "belgenin aldatıcılık niteliğine" odaklanmaktır. Kurumun her ödeme yapması, hilenin gerçekleştiği anlamına gelmez; bazen kurumun kendi denetimindeki ağır kusur, sanığın ceza sorumluluğunu ortadan kaldırabilir. "Suçun sübutu halinde, TCK 158/1-f (Bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması) değil, TCK 158/1-e (Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık) hükmünün uygulanması gerektiği göz ardı edilmemelidir.

           

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ceza İnfazında "Yeni Nesil" Hak Arama: Denetimli Serbestlik ve İyi Hal Değerlendirmesi:

Siber Dolandırıcılık Suçu: TCK m.158/1-f Kapsamı ve Uygulamaları:

İş Kazalarında İşverenin Cezai Sorumluluğu: "Mutlak Kusur" Ezberini Bozan Stratejik Savunma